Hakkari ili Şemdinli ilçesi bölgesinde bulunan Aktütün Jandarma Sınır Bölüğü’nün batıdan emniyetini sağlayan Bayraktepe’deki unsurlarına karşı dün öğleden sonraki saatlerde bölücü terör örgütü tarafından Irak’ın kuzeyinde bulunan ağır silahlarının da desteği ile saldırı girişiminde bulunulmuştur.
Saldırıdan önce, bir jandarma özel harekat timi ile takviye edilen emniyet unsurlarının bulunduğu Bayraktepe Bölgesi’nde bir bölüğe yakın kuvvet bulunmaktaydı. Ayrıca, bölge gelişmelere bağlı olarak bir jandarma özel harekat bölüğü ve bir komando bölüğü ile de takviye edilmiştir. Çatışmanın başlamasından önce görüntü alınan bölgeler, topçu ve havanlarla ateş altına alınmış ve iki kol taarruz helikopterleri de bölgede görev almıştır.
Ayrıca, Aktütün Karakolu’na on kilometre mesafede Irak’ın kuzeyinde bir terörist grup tespit edilmiş ve bu terörist grup önce Hava Kuvvetleri, daha sonra topçu tarafından ateş altına alınmıştır.
Çatışmalar, akşam karanlığına kadar devam etmiştir. Çatışmalar esnasında bir astsubay, altı uzman erbaş, sekiz erbaş ve er olmak üzere 15 güvenlik görevlisi şehit olmuştur. Zayiatın büyük kısmı, Irak’ın kuzeyinden yapılan ağır silah atışları nedeniyle meydana gelmiştir. Çatışmada yaralanan personel, tedavi edilmek üzere uçakla Ankara’ya getirilmektedir. İki uzman erbaş ile henüz temas kurulamamış olup bölgede arama faaliyetleri devam etmektedir.
Çatışmalar süresince, 23 terörist etkisiz hale getirilmiş olup Hava Kuvvetleri ve topçu ateşleri sonucunda etkisiz hale getirilen terörist miktarı henüz tespit edilememiştir.
Şehit olan personelimize Allah’tan rahmet, silah arkadaşlarına ve onların değerli ailelerine ve yüce milletimize başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.
Bölücü terör örgütü ile mücadeleye, yurt içinde ve yurt dışında artan bir kararlılıkla devam edilecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmamalıdır. ...
Özgün Oyuncular, 12 Eylül’de Bizkaçkişiyiz Sivil Toplum Platformu için sahne alacak ve bizleri kahkahaya boğacak ! İşte bu iddialı kelimeleri söyleyen isim daha önce yaptığı çalışmalar ile Beykozlulara kahkaha attırmayı başaran, her zaman ayakta alkışlanan bir isim yani Sedat Dalar. Temmuz 2008 tarihinde Beykoz’da kuruluşu gerçekleşen özel tiyatro grubu yani-Özgün Oyuncular- Sedat Dalar’ın Genel Sanat Yönetmenliğinde Geleneksel Türk Tiyatrosunun en vazgeçilmezlerinden, en unutulmazlarından “ Kavuklu’nun Kısmeti “ adlı oyunla siftahı yapıyor. Daha öncelerden –Kent Kültürü Oyuncuları- olarak yola çıkan ve özelliklede –Sinir Sinir-adlı oyunları ile kahkaha kasırgası estiren bir başarılı yapıta imza atan ekipten bazı isimler Gebze’den gelen yeni arkadaşları ile 12 Eylül’de Biz Kaç Kişiyiz Üyeleri İçin sahne alacak.. Konu ile ilgili, Göksu-Anadoluhisarı’ndaki Feridun Karakaya Sahnesinde bir basın toplantısı yapıldı. Oyunun Adı: Kavuklunun Kısmeti ( Orta Oyunu) Yöneten: Sedat DALAR Uyarlama: Cenk GÜR Sanat Yönetmeni: Burhan ÖKMEN Teknik Yönetmen: A. Tufan ÜTER Oyuncular; Sedat DALAR Cenk GÜR Hamdi GÜRBÜZOĞLU Sibel ERKAN Muzaffer ERTAN Nilgün ASLAN Yasemin YILDIZ Emrah ÇETİNKAYA Ceren GÜR Yer: Feridun Karakaya Sahnesi ( A. Hisarı Migros Yanı) Tarih: 12 Eyül 2008 Saat: 21.00 İletişim ve Bilgi İçin:0 539 278 93 43 ...
Merkezi İzmir'de kurulan Dönemeç gazetesinin yayın hayatına başlamasında emeği geçen, başta; Başkanımız Sayın Selim Utku Gümrükçü ve Genel Yayın Yönetmenimiz ve aynı zamanda Konak İlçe Başkanımız Sayın Mehmet Öncel olmak üzere, emek veren İzmir İl / İlçe Yöneticilerimiz, Kadın ve Gençlik Konseyinin değerli Yönetici ve üyelerine teşekkür ediyoruz. Evet Dostlar "Dönemeç" bizim sesimiz olacak. Kanalımızdan sonra artık bir de yerel gazetemiz var. Gazetemiz haftalık olarak yayımlanacak olup. Satış fiyatı : 2,00 YTL'dir. Ayrıca : Üç Aylık Abonelik bedeli : 25,00 YTL Altı Aylık Abonelik bedeli : 50,00 YTL Yıllık Abonelik bedeli : 100,00 YTL'dir.
Hepimize hayırlı uğurlu olsun. Yolumuz hep açık ve aydınlık olsun.
Gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni Sayın Mehmet Öncel'in ilk yazısı;
ÇIKARKEN Merhaba, İzmir kurtuluş savaşındaki "ilk kurşun"dan beri bir çok alanda hep öncülük yapmıştır. O nu Türkiye'de ayrıcalıklı kılan da budur.Hızla göç almasına rağmen kimliğini yitirmeyen ama geleni İzmirli yapan bir kenttir İzmir.Hoşgörülüdür,sıcak kanlıdır,aşk;İzmir'de her yerdedir.Dut ağaçlarının gölgesi tanıktır sevgiye,dostluğa arkadaşlıklara ve ölümlere,intihara ,ihanete… Türkiye'nin neresinden olursa olsun eğer İzmir'e yerleşmişse tanışır ortanca çiçeğiyle ve kesip yağ tenekesini beyaza boyayarak eker rengarenk açan bu çiçeği saksısına.Düşerse yolunuz Eşrefpaşa'ya ,Yapıcıoğlu'na ,Çimentepe'ye evinin terasında "sevemedim kara gözlüm seni doyunca" şarkısının eşliğinde rakısını yudumlayıp akşamı karşılayan yorgun işçilerle karşılaşırsınız yaz ayının bu son günlerinde. İzmirli umutludur. Umudunu hiç yitirmez. Ama umudunu tevekkül'den ayırmasını bilir. Güzel günlerin geleceğine inanır. Sadece inanmakla kalmaz mücadele eder.Direnir,taraflıdır.İlk'lerin öncüsüdür ama son kaledir ele geçirile(miye)cek .Muhaliftir,statükoya boyun eğmez.Tek başına çıkar oya gibi işler Ege'nin incisini.Eskimiş yapının içinden çıkıp gelecek günlerin inşasına başlar. Bu gücün önünde durmak imkansızdır! Kendinden başka bir güce ihtiyaç duymaz İzmirli. Karşısında Türkiye'nin, dünya'nın en güçlü sermaye gurupları varmış, siyaseti belirleyen onlarmış, iktidar bir avuç seçkinin elindeymiş, her şey onlardan sorulurmuş, izin verilmezmiş bunları hiç umursamaz. 15 Mayıs 1919'da tek başına olsa da direnen Hasan Tahsin gibi direnir yedi düvelin temsilcilerine. Bu düşüncelerle ve inançla çıktık yola."Yan yana gidip farklı yönlerde uzaklaşan trenler gibi" olanlardan olmamak için, çok şey söyleyip bir şey yapmamak duyarlılığımıza dokunduğu için, barış için, bağımsızlık ve demokrasi için, bir arada kardeşçe yaşamak için, arkamızda holding, işbirlikçi sermaye, yandaş sermaye olmadan geldik bir araya. Kimimiz emekli maaşından, kimimiz kaynak atölyesinde çalışıp aldığı maaştan, kimimizde iş yerine alacağı/satacağı hammaddeden feragat etti. Yeter ki bugün için. çocuklarımız için, İzmir ve Türkiye için bir şeyler yapalım dedik. İşte bu gazete bunun için var. Siz de var mısınız? Mehmet ÖNCEL
Reklam vermek ve diğer konularda bilgi almak isteyen arkadaşlarımız İletişim Telefon: 0 232 - 445 57 95
Çok kısa bir süre önce açılışı Sayın Tuncay Özkan tarafından yapılan dernek şubemiz çalışmalarına devam ediyor. Memleket Sevdalıları Derneği Üsküdar Şubesi , yeni ders yılını Sn.Tuncay Özkan İmzalı pankartları okullara asarak kutladı..Ayrıca maddi durumu kötü olan öğrencilere ücretsiz ders verme duyurusu da yapıldı. Ayrıca BKK 'nın 1. Yıldönümü de özel bir törenle kutladı. Nice aydınlık yıllara Bizkaçkişiyiz..... ...
Tuncay Özkan gözaltında Tuncay Özkan, “Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Özkan'ın Bebek'teki evinde sabah 6.30'da başlayan polis araması yaklaşık 8 saat sürdü. Özkan, kelepçesiz olarak Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Özkan'ın eski avukatı CHP'li Şahin Mengü, Özkan'ın sabah 06.30 sıralarında kendisini aradığını ''Ağabey beni gözaltına alıyorlar. Evde arama var'' dediğini bu esnada telefonun kesildiğini söyledi.
09.00 Ergenekon soruşturması çerçevesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne bağlı ekipler şu anda Özkan'ın Bebek Cevdet Paşa Caddesi'ndeki evinde arama yapıyor.
09.20 Biraz önce Tuncay Özkan'ın avukatı da eve geldi.
Özkan'ın evine sabaha karşı gelen polis ekipleri incelemelerine devam ediyor. Tuncay Özkan halen evde..
Özkan'ın evindeki arama hala devam ediyor. Bu arada bir grup Özkan'a destek vermek amacıyla evinin önüne geldi ve beklemeye başladı. Özkan'ın evinin önünde 5 polis bekliyor.
10.20 Özkan'ın evindeki arama hala sürüyor.
10.55 Arama sırasında, ellerinde Türk bayrakları olan ve “Bizkaçkişiyiz Sivil Toplum Platformu” üyesi oldukları belirtilen yaklaşık 20 kişilik bir grup, “Hepimiz Tuncay'ız”, “Mustafa Kemal'in askerleriyiz” sloganları attı.
Polis yetkilileri, Özkan hakkında gözaltına alma kararı alındığını ve soruşturma çerçevesinde çeşitli adreslerdeki operasyon ve aramaların sürdüğünü ifade etti.
11.40 Tuncay Özkan'ın Bebek'teki evindeki arama sürüyor. Özkan'ı destekleyenler ellerindeki Türk bayraklarını ve Özkan'ın resminin bulunduğu dövizleri apartmanın girişindeki duvara astılar.
12.25 Sabah erken saatlerde başlayan arama devam ediyor.
13.20 7 saattir süren arama hala devam ediyor. Özkan'ı destekleyenlerin sayısı artıyor. Yaklaşık 50 kişilik grup Özkan lehine sloganlar atıyor.
14.30 Şu saatlerde Özkan'ın evinin önünde bir hareketlilik yaşanıyor. Evin içinde arama yapan polislerin bir kısmı dışarıya çıktı ve evin önünde güvenlik önlemleri alıyor. Özkan'ı destekleyenler kapı önünden uzaklaştırılıyor. Şu an kapının önünde yaklaşık 15 polis bekliyor. Hareketlilikten arama işlemlerinin sona ermek üzere olduğu ve Özkan'ın çıkarılacağı anlaşılıyor.
14.50 Özkan'ın evinden poşetler içinde dosyalar çıkarıldı ve polis otosuna konuldu. Dosyaların çıkarıldığı sırada dışarıda bekleyen vatandaşlar da polise tepki gösterdi.
15.15 Özkan'ın evindeki arama sona erdi. Tuncay Özkan, siyah renk sivil bir polis aracına bindirildi ve Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Özkan'ın ellerine kelepçe takılmadı. Özkan'ın çıkarken dışarda bekleyen vatandaşlara gülümsediği ve el salladığı görüldü. Özkan'ın çıkışı sırada polis ekipleri de etrafına adeta etten duvar ördü. Özkan'ın evden çıkışı sırasında destekçileri ile polis arasında kısa süreli arbede yaşandı.
'EVDE ARAMA VAR AĞABEY' Tuncay Özkan'ın eski avukatı CHP milletvekili Şahin Mengü, Özkan'ın sabah saatlerinde kendisini telefonla aradığını anlatarak, “Sabah beni aradı. Saat 06.30 gibi. 'Ağabey beni gözaltına alıyorlar. Evde arama var' dedi” diye konuştu. Mengü, Özkan'ın polisin evini aradığını söyledikten sonra telefon bağlantısının kesildiğini belirtti. Mengü, eve bir avukatlarını gönderdiklerini de ifade etti.
Milletvekili olmadan önce Özkan'ın avukatlığını yaptığını söyleyen Mengü, Özkan'ın ciddi sağlık sorunları olduğunu, devamlı yüksek olan kolesterolünün doktor takibinde olduğunu ifade etti.
EMNİYETE GÖTÜRÜLDÜ “Ergenekon” soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteci Tuncay Özkan, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra emniyete götürüldü.
Bebek Cevdetpaşa Caddesi'nde bulunan evinde İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Özkan, bir polis aracıyla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirildi.
Ellerinde kelepçe olmadığı gözlenen Özkan, bu hastanedeki sağlık kontrolünün ardından bir polis aracına bindirilerek Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü yerleşkesine götürüldü. Emniyete garaj kapısından alınan Özkan, daha sonra Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne çıkartıldı.
Tuncay Özkan, hastaneye getirilişi sırasında neden gözaltına alındığını soran gazetecilere, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk adını söyleyerek, “faşizm” yanıtını verdi. Bir başka soru üzerine de “polislerin evindeki her yeri aradığını” ifade eden Özkan, hastaneden çıktıktan sonra bindirildiği polis aracında da yüksek sesle “faşizm” diye bağırdı. Özkan, emniyete girerken de basın mensuplarına, “Gazetecilik yapılmasını engellemeye çalışıyorlar” diye konuştu. ...
Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul, Ankara ve İzmir’de düzenlenen operasyonlarda 16 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Kanaltürk’ün eski sahibi, gazeteci Tuncay Özkan ve eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan da var.
İSTANBUL - Ergenekon soruşturması kapsamında bu sabah erken saatlerde İstanbul, Ankara ve İzmir’de eş zamanlı operasyonlar düzenledi. Operasyonlarda toplam 16 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Kanaltürk’ün eski sahibi ve gazeteci Tuncay Özkan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan, Eski İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan da bulunuyor. Ayrıca Tuncay Özkan’ın başlattığı “Biz Kaç Kişiyiz” hareketinden bazı isimler de gözaltına alındı. Halen devam eden dokuzuncu dalga operasyonda gözaltına alınanların sayısının 27’yi bulabileceği belirtiliyor.
Zanlılardan Gürbüz Çapan’ın Cumhuriyet gazetesinin hisse satışıyla ilgili emekli Tuğgeneral Veli Küçük’le yaptığı görüşme nedeniyle gözaltına alındığı iddia ediliyor.
Ergenekon soruşturması kapsamında sabah saat 06.30’da gözaltına alınan gazeteci Tuncay Özkan, daha sonra polis aracıyla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirildi.
Tuncay Özkan, hastaneye getirilişi sırasında neden gözaltına alındığını soran gazetecilere, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk adını söyleyerek, “faşizm” yanıtını verdi.
“Polislerin evindeki her yeri aradığını” ifade eden Özkan, hastaneden çıktıktan sonra bindirildiği polis aracında da yüksek sesle “faşizm” diye bağırdı. Özkan, emniyete girerken de basın mensuplarına, “Gazetecilik yapılmasını engellemeye çalışıyorlar” diye konuştu.
Ellerinde kelepçe olmadığı gözlenen Özkan, bu hastanedeki sağlık kontrolünün ardından bir polis aracına bindirilerek Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
Emniyet önünde Ergenekon protestosu
ANKARA’DA KANAL BİZ’E BASKIN Ankara’da gözaltına alınan 4 zanlı arasında ise eski askeri savcı emekli albay Tanju Güvendiren, Yargıtay’da görevli bir polis memuru ile Tuncay Özkan’ın doktoru da bulunuyor.
Tuncay Özkan’ın sahibi olduğu Kanal Biz’in Ankara bürosunda yapılan polis araması yaklaşık 4,5 saat sürdü.
Şirketin avukatı Mutluhan Karagözoğlu yaptığı açıklamada, televizyon yayınının aksamaması için bilgisayar hard disklerinin sökülmesi yerine bilgilerin kopyalanacağını belirterek, bu işlemin sabaha kadar sürebileceğini ifade etti.
İZMİR’DE 2 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI İzmir’de de aralarında Kanaltürk’ün eski haber müdürü Adnan Bulut’un da bulunduğu 2 kişi gözaltına alındı.
İstanbul’a getirilen zanlıların bir bölümü Organize Suçlar Şubesi’nde bir bölümü de Terörle Mücadele Şubesi’nde sorgulanıyor.
ÇÖLAŞAN: HER AN BAŞIMA BİR ŞEY GELEBİLİR TV bürosunun önüne gelerek bilgi alan gazeteci Emin Çölaşan, operasyonların “AK Parti iktidarı tarafından gündem değiştirmek için yapıldığını” savundu.
“Siz de gözaltına alınmaktan korkuyor musunuz?” sorusuna Çölaşan, “Ben kendi adıma korkmuyorum. Ama her an başıma bir şey gelebilir. Çünkü bu operasyon kapsamında ne kadar AKP karşıtı varsa gözaltına alındı” karşılığını verdi.
Operasyonların sabah erken saatte yapılmasına ilişkin bir soru üzerine Çölaşan, “Tuncay Özkan veya diğer gözaltına alınan kişiler emniyet tarafından çağrıldığında kaçacak kişiler değil. Gün doğmadan yapılan bu operasyonlar bence AKP muhaliflerine verilen bir gözdağıdır” diye konuştu. ...
Kuzey’den iyi haberler almaya hasret kaldık. İyi haber beklenen kaynaklar ilişmişliği, kolay yoldan esenliği seçince böyle oluyor.
Son yıllarda sıkça tanıklık ettiğimiz gibi ne varsa Güney’de var!
Bolivya işi kendi içişlerine karışma noktasına vardıran ABD’nin Büyükelçi’sine kapıyı göstermekte ikilem yaşamadı. Yanıbaşındaki Venezüella da bağlaşığını yalnız bırakmaksızın katıldı “kapıyı gösterme” eylemine.
Yürekli, dik duruşlu ve ödünsüz ülkeler, önderler arayan dünyamız için umut ışığı yakmış oldu hem Bolivya hem de Venezüella!
Özellikle Bolivya’da antiemperyalist devinimin yükselmesi ile birlikte boy hedefi olan Morales ve destekçileri son zamanlarda ABD kaynaklı bölücülüğün etkinlik alanında yer alır oldular. Bu filmi görmüştük diyebiliriz! Türkiye’de de “ayrılıkçılık” kimler tarafından, hangi kisveler altında destekleniyor diye sormanın tam da sırası değil midir?
Çok daha güç durumdaki yoksul ama onurlu ulusların bu yürekli davranışı örnek olmalı!
Yol göstermeli!
Geçen yüzyılın başında benzeri bir yürekliliği ve dik duruşu göstermiş bir ulusun üyeleri olarak bu yol göstericiliği çok daha fazla önemsemek durumundayız. Böylesi bir deneyimi yaşamamışlar için düş gibi görünen bu türden çıkışlar biz Türkler için hiç de sıradışı olmasa gerektir.
Bolivya’da karıştırıcılıkları nedeniyle kapı gösterilen yayılmacılık bu konudaki deneyimi ile örnek olmuş Türkiye’de “insani yardım” yaftalı girişimlerle Karadeniz’de cirit atıyorsa eğer...
Geçmişin örneğinin bugün örnek alacağı Güney kaynaklı girişimler var!
Ödünsüz, dik duruşlu ve kararlı bir yaklaşım özlediğimiz ve aynı zamanda da bizleri kurtaracak örneği de koymuş oluyor önümüze!
Beni yönetmekten, yönlendirmekten ve elbette kendi amaçlarının aracı olmaktan çıkart! Tersi durumda benimle ilişkilerine son veririm diyen ve demekle de kalmayıp yaşama geçiren anlayış yalnızca bulunduğu coğrafyanın değil dünyanın bütününün de özlemini duyduğu çıkış yoludur.
Ülkemize egemen olan kafa karışıklığına da umar olabilecektir Güney’den gelen bu yürekli çıkış!
Çünkü, ödünsüz ve yürekli olmanın tek yolu her anlamda, her alanda bağımsız oluşu gerektiriyor.
Yayılmacıların “elma şekeri” olarak uzattıkları her türden çeldirici, kafa karıştırıcı ve asıl hedeften alıkoyan girişimleri boşa çıkartmakla başlamalıdır ulusal güçler. Bu yapılmadıkça doğruya, iyiye ve güzele erişmek olanak dışıdır.
Yine Güney’e dönecek olursak, tam bağımsız bir siyasi istencin yolu ülke kaynaklarının ve her türden olanaklarının ülke yararına kullanımının sağlanmasından geçiyor. “Ulusallaştırma” ve”kamulaştırma” bu bağlamda en etkili silahtır. Zaten, bu silahlar etkili olarak kullanılıp sonuç alınmaya başladığı içindir ki; yayılmacı var gücüyle son kozunu oynamaya başlamıştır.
Kararlı ve dik duruşlu Güneyli’ler önlerine çıkan yayılmacı engellere kapıyı göstererek kararlılıklarını sergilemiş oldular.
“Geldikleri gibi giderler!” diyen bir önderin ardıllarının örnek olmayı bir yana burakıp örnek arayışı içinde olmaları acı verse de örnek Güney’den geliyor! Belleğimizi devinime geçirmeye çabalarcasına!
Korkusuzca ve ödünsüzce kapıyı gösteren istenç yalnız bulunduğu coğrafya için değil dünyanın bütünü için de alınması gereken dersler ve yol göstericilikler içeriyor!
Türkiye 12 Eylül faşist darbesinin ardından Batı Emperyalizmi’nin tam nüfuzuna girmiştir.
Ülkede öyle bir küreselleşme ve serbest piyasa propagandası yapıldı ki, devletçiliğin reddi, özelleştirme uygulaması insanların beynine değişmez gerçeklermiş gibi kazındı. İşin en inanılmaz yönü de solcu geçinenlerin de bu yalanı benimsemiş olmasıydı.
Bu etki günümüzde de devam ediyor. Türk sol hareketinin bu çelişkisini ünlü kapitalizm karşıtı iktisatçılardan Ellen Wood da fark etmiş olmalı ki Türkiye'deki solun kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi kavramlarıyla mücadele etmesi gerektiğini özellikle vurguladı bir konuşmasında.
Kanada York Üniversitesi’nden Marksist siyaset bilimci Wood, İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Nisan 2008 sonunda gerçekleştirdiği konuşmasında modernite, kapitalizm ve demokrasi arasındaki ilişkileri mercek altına aldı. İleri sürdüğü başlıca görüşler şunlar (Cumhuriyet, 28.4.2008):
-Aydınlanma kavramının insanın kurtuluşu, özgürlük ve eşitlik mücadelesine büyük katkıları olmuştur. Ancak Aydınlanma’nın klasik ekonomi ile bir araya gelerek ticarî bir felsefeye dönüştürülmesi doğru değildir. (Aydınlanma Batı’da 17. ve 18. yüzyıllarda gelişen ve akılcı düşünceyi eski, geleneksel, değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan ve ideolojilerden özgürleştirmeyi ve yeni bilgiye yönelik altyapıyı geliştirmeyi amaçlayan akımdır, cd).
- Kapitalizm kendini genişletmeye mahkûmdur. Hedefi, dünyanın tamamını kendi gelişmesine tabi tutmaktır. ABD'de yaşanan krizi anlamak zor değildir. Çünkü Kapitalizm kendine bağımlı sömürgeleştirecek yeni bir ülke bulamadığı anda krize girer.
-Kapitalizm zorunlu olmayan, ancak bize zorunluymuş gibi görünen "ihtiyaçlar" doğurur. Kapitalizm aynı şeyden fazla olanı yaratmaz, çok özgül bir piyasa bağımlılığı yaratır ve bu durum insan ihtiyaçlarına aykırıdır.
-Demokrasi, kapitalizmin antitezidir. Demokrasi çoğunluk iktidarının ihtiyaçlarını gözetirken kapitalizm kârın maksimumlaştırılması olgusundan beslenir. Kârın çıkarları ile çoğunluğun uzun dönem ihtiyaçları birbirinin antitezidir. Kapitalizmin, demokrasinin sınırlarını belirlemesine izin vermemeliyiz.
-Türkiye Solu kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi kavramlarıyla mücadele etmelidir. Modernite kavramı dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'de olduğu gibi canlı ve anlamlı bir şekilde tartışılmıyor. Hükümet moderniteye olan bağlılığını Avrupa Birliği'ne tutunarak, serbest piyasa ekonomisiyle kanıtlamaya çalışıyor, ancak yetersiz kalıyor. Öte yandan kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlayan güçler de kapitalizmi gerektiğince eleştirmiyor.
TÜRKİYE'DE TASARRUF EĞİLİMİ ARTIYORMUŞ (!)
Ekonomik kalkınmanın formülü basittir: Millî ekonomi olarak önemli ölçüde tasarruf etmek ve o tasarrufu en verimli şekilde yatırıma çevirmek; bu süreci uzunca bir dönem devam ettirmek. Şöyle kuşbakışı bir göz atarsak görürüz ki, başlangıçtan bu yana Türkiye genel olarak bu gereği yerine getirememiştir. Cumhuriyet, Osmanlı’da devraldığı çok düşük (%10) olan tasarruf düzeyini dişe dokunur bir seviyeye yükseltme gayretleriyle geçmiştir. DP dönemi (1950’li yıllar) ve onu izleyen planlı kalkınma döneminde (1960-1980) tasarruf oranı ortalama olarak %20 etrafında dalgalanmıştır ki asla tatminkâr sayılamaz. Bazı yıllarda %25 performansı kaydedilmiş, ancak bu başarı kalıcı olamamıştır. Sonraki yıllar Emperyalizm’e boyun eğilerek neoliberalizme, serbest piyasacılığa teslim olunan, dolayısıyla tüketimin hızla arttığı, Türkiye’nin üreten değil tüketen toplum olmaya dönüştürüldüğü yıllardır. Dolayısiyle tasarruf oranı hızla %20’lerin altına gerilemiştir.
Şimdi çarpıcı bulduğum bir gözlemimi sunmak istiyorum.
Bütün kapılarını dış etkilere açmış, gümrük duvarlarını tamamen kaldırmış, sermaye girişlerinin tümünün serbest bırakıldığı bir ekonomide, hele bu ekonomi sanayileşememiş bir ekonomi ise, o ekonomiden yüksek tasarruf oranı beklemek ancak bir hayal olabilir. Artık yeni kuşaklar yüksek tasarruf deneyim ve bilincinden uzak olduğu için tasarruf oranındaki ufacık bir artış bile önemli bir gelişmeymiş gibi karşılanır. Bu, Türkiye’de de böyle oluyor. İşte size, bunun kanıtı olabilecek bir gözlem (Bugün, 6.11.2007):
Son yıllarda yoğun sıcak para girişinin dövizi ucuzlatması sebebiyle yaşanan ithalat patlaması ve genel olarak tüketim artışına dayalı büyüme sürecinde dibe inen yurtiçi tasarruf oranı, 2007’de yeniden artışa geçti. DPT verileri üzerinden yapılan hesaplamalara göre Türkiye’nin 2006 yılında yüzde 16’ya kadar düşen yurt içi tasarrufların milli gelire oranının bu yıl yüzde 17.3’e yükseldiği tahmin ediliyor. Yurtiçi tasarrufların milli gelire oranının 2008’de de artışını sürdürerek yüzde 17.6’ya çıkması öngörülüyor.
Ne diyeyim bilmem ki? Bir deyiş geliyor aklıma, onu kaydedeyim: Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derlermiş. Bu da o hesap.
Bugün gıpta ile baktığınız Japonya yıllarca yüzde 30 civarında tutmuştur tasarruf oranını.
Siz yüzde 17 tasarruf oranı ile, ancak sürünmeye, Çirkin Batı’nın yağlı pazarı olmaya devam edersiniz.
TÜRKİYE NASIL SÖMÜRGELEŞTİRİLİYOR?
Türkiye kendi yapısından çıkmış, kendine özgü ekonomi politikaları yerine Derin Merkez’in çıkarlarına göre dizayn edilmiş ekonomi politikaları yoluyla sömürgeleştiriliyor. Nasıl? Bankaları, fabrikaları, iletişim ve enerji tesisleri, limanları, madenleri, toprakları … yabancılara, dev ulusötesi şirketlere satılarak, tarım sektörü çökertilerek sömürgeleştiriliyor. Tabii iç ve dış bedhahlar elbirliği yaparak başka yöntemler de uyguluyorlar aynı sonucu elde etmek için. Bunlardan birini de Sayın Mustafa Yıldırım açığa çıkarmış, özetliyorum Işık Som’un bir yazısından (Cumhuriyet,15.4.2008):
“Atina devleti Ege’de pek güzel çalışıyor. Onasis Vakfı burs dağıtıyor; kasabalarda yüksek parayla ev satın alıyor ve şimdilik müze yapıyor. Kaymakamlar, belediye ve ticaret odası reisleri ‘yardım’ denince projecilikten dört köşe oluyor. Atina devletinin konsolosu da belde belde geziyor. Belediye reisleri yörelerinde birdenbire Rum evlerinin kalıntılarını keşfediyorlar. Eskiden kalma Rum evleri varmış da, belediyenin reisi ve akıl verenleri, bu evleri onaracakmış da, Rum turistler gelecekmiş. Al sana drahmiden çevrilme Avro!
Aklı önde gidenler, ‘Rum turistin, Manisa’nın Üçpınar beldesinde ne işi var’ diye sormuyor. Akhisarlılar ‘Sırası mı şimdi Yunanlı vakıftan destek almanın’ demiyor. Kültürümüze bakan Ertuğrul Günay, Akdeniz kıyılarımıza dek gidip ‘Ben Likyalıyım’ derse onlar da, ‘nereden gelirse gelsin alırız’ diyorlardır belki!
ABD’nin Mormonları da Türkiye’de pek güzel çalışıyor. İsa Mesih misyonerleri sanılmasın ki yalnızca yardımsever bir kiliseler zinciridir. Onların Amerika’da Başpiskoposluğa bağlı okulları, şirketleri, kilise için para derleyen örgütleri, Hawai’de şubeleri, Türkiye’de temsilcileri var. ABD Senato raporları Mormon-CIA dostluklarının kanıtıdır. Manisa, Atina devletinin yanı sıra Mormonlar’ın da gözüne batmış. Kentte temsilcilikleri bile var. Kalkıp Amerika’dan geliyorlar ve yerli temsilcileriyle Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı’nın ilköğretim okuluna bilgisayar yardımında bulunuyorlar. Şu zenginler kenti Manisa’ya bakınız ki, elin kilisesine muhtaç olmuş. Çal Gücü gazetesinin haberine göre aynı kilise, Türkiye Sakatlar Derneği Denizli Şubesi’ne de bir tır dolusu malzeme göndermiş.
İstanbul’u işgal eden İngilizler, İstanbul’da bir vakıf aracılığıyla kurbanlık koyun dağıtmaya başlamışlardı. O işlere aracılık edenler de İstanbulluydular; tıpkı Manisa ve Denizli’deki temsilciler gibi.
Mustafa Yıldırım, bizi böyle uyarıyor. Benim diyeceklerim ise şunlar:
Kaymakamlarımız, belediye ve ticaret odası başkanlarımız idealsiz, ufuksuz, gözleri paradan başka bir şey görmüyor; onlara Somerset Maugham’ın bir sözünü hatırlatalım, çerçeveletip makam odalarına assınlar: Bir millet herhangi bir şeye hürriyetten daha fazla değer veriyorsa, hürriyetini kaybedecektir. Kaderin cilvesine bakın ki değer verdiği, rahatlık ya da para ise onları da kaybedecektir. Atatürk’ün de da aynı kapıya çıkan, altın değerinde bir öğüdü vardır: Çalışmadan, yorulmadan,üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar, önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler. İşte O’nun yolundan çıkarsanız, böyle kaybolursunuz, utanılacak, acınacak hallere düşersiniz. Öyleyse ey Atatürkçüler, boş durmayın, bu zavallılara, bu gafil yöneticilere, bakanlara mektuplar yollayın, uyarın onları, yaptıkları hatâları anlatın; hayatın paradan ibaret olmadığını, paradan daha büyük değerler olduğunu Atatürk’ten örnekler vererek vurgulayın. Bu işin arkasını bırakmayın. Atatürkçülük iş yapmaktır iş!
Mormonlara gelince, bu misyonerlerin yardımları hakkında ise şu özdeyişler yeter sanırım: Altından kendini sakın, zehiri hiçbir zaman teneke kupa içinde sunmazlar (C. Şahabettin). Ya da şu: “Birine kötülük yapacaksan eğer, yüzüne iyilikle bak, onunla dostça konuş. Öyle ki hilenin farkına varmasın, yanılsın” (Germen destanı Edda’dan). Kesik görmek istediğin eli öp (Yahudi atasözü). Başta kaymakam beyefendi, kuzu kuzu elin planlarına alet olan yöneticilerimiz düşünsünler bu atasözleri üzerinde. Kurnaz Avrupalı bu, hiç kaz gelmeyecek yerden tavuk esirger mi?
ÖZELLEŞTİRMENİN BİR ZARARI DAHA
Değerli bilim adamlarımızdan Prof. Dr. Hasan Ünal yazıyordu (“Tuhaf bir Demokrasi Anlayışı”, Tercüman, 15.3.2008 ), özetliyorum:
Son zamanlarda Türk demokrasisi iyice tuhaflaştı. R ...
İŞTE benim size altı senedir ezile büzüle, kahırlar içinde anlatmaya çalıştığım "Başbakan" buydu.
Ama siz anlamamazlıktan geldiniz.
"Sıra size gelecek" yazısını yazdığım günü hatırlıyorum; önce başlığa "Sıra bize gelecek" yazmıştım. Masamın etrafında hızla üç kez sağdan sola, üç kez soldan sağa dolandıktan sonra, vaziyeti düşünüp yeniden eski başlığa dönmüştüm:
"Sıra size gelecek..."
Oysa dün televizyona baktım:
Sıra bizde...
*
Altı senedir anlatamadım; bu Başbakan asla "demokrat" değildir...
Siyasete "Minareler süngümüz..." diye adım atan insanı, sanki bir demokrasi manifestosu sunmuş gibi karşıladınız.
(.........)
Bu Başbakan "çağdaş" da değildir.
Batılılığı-çağdaşlığı reddeden anlayışın simgesi haline getirdikleri türbanı-tesettürü yanında taşıyan ve kadrolarını türbanlı hanımlar ordusundan kuran insanı "çağdaş" sandınız.
(.........)
Bu Başbakan "hukuk" da tanımaz...
Seçimlerde aldığı yüzde 46 oyu hukukun üstünde gören ve halk desteğinin mahkeme kararlarının üzerinde olduğunu açıkça söyleyen insanı "hukuki" saydınız.
(.........)
Bu Başbakan "Türkiye’yi AB’ye sokacak adam" da olamaz...
Çünkü AB; demokrasi, hukuk, laiklik, çağdaş yaşam biçimi demektir. Bunlardan bir tekine sahip olmayan insandan, Türkiye’yi "AB’ye sokmasını" beklediniz.
(.........)
Bu Başbakan "AK" da değil...
Ormana yapılan villadan gıda dağıtım şirketine... İki kamu bankasından verilen 350’şerden 700 milyon dolarla damada alınan medya şirketinden gemiciğe... Burs paralarından kral hediyelerine... Çevresindekilerin yolsuzluklarını görmemesinden kendisini koruyan dokunulmazlığı (millete söz verdiği halde) kaldırmamasına kadar...
*
Üstelik bu Başbakan artık gerçek kimliğini gizlemiyor; haksız-hukuksuz, demokrasiye tahammülsüz, çağdışı ve saldırgan...